Bir suâl sorup, yine cevabını verelim;
Namaz şart mı? Kalbimizle Allâh'ı sevmek yetmez mi?
Allâh'ı bilmek, tanımak ve o'na kulluk etmek için Namaz şart mı?
İnsan Namaz kılmadan da Allâh'ı bilir, tanır ve o'na saygı gösterir.
Yatıp kalkmanın ne anlamı var?
Neden Namaz ve İbadetler konusunda ısrar ediliyor?
Allâh'ın bizden ibadet etmemizi istemesi, namaz kılmamızı emretmesi,
bizim maddi ve manevi huzurumuz içindir. Yoksa Hâşâ Allâh'ın ibadetlerimize
ihtiyacı olduğu için değildir.
Bir hastanın, şefkâtli bir hekime, kendisini ısrarla ilâç içirmek istemesine karşılık;
-"Senin ne ihtiyacın var ki, bu ilacı bana içiriyorsun?" diye sorması ne kadar
manâsızdır. Çünkü ilâcı içmeye doktor değil, hasta muhtaçtır. Öyle de
Cenâb-ı Hak, ibadete de hiçbirşeye de muhtaç değildir. Takdir ve teşekkürle
insanlığını ispat etmeye, ebedî azığını ve dayanağını bulmaya insan muhtaçtır.
Bir hakim iki hizmetkarını iki ay uzaklıktaki çiftliğine gönderir.
Her birine yirmi dört altın verir.
-"Bir günlük mesafede bir istasyon var. Oradan uçağa, gemiye veya
trene binerek gidebilirsiniz." Der.
Hizmetkârlardan birisi, istasyona giderken altınlardan bir kısmını çiftlikte kendisine
lazım olacak şeyleri satın alır. Bir kısmı ile kârlı bir ticaret yapar. Bir kısmını da
istasyondan uçağa binmek için bilet parası olarak ayırır. Diğer arkadaşı da istasyona
gelmeden altınlarının yirmi üç tanesini lüzumsuz şeylere harcar, çocuk gibi nefsinin
her isteğine sarfeder.
Akıllı arkadaşı bu divaneye :
-"Yirmi üç altını istasyona kadar harcadın. Geriye kalan bir altının olsun
güzel değerlendir. Onunla bir bilet al. Bizim sultanımız merhametlidir, belki seni
affeder. Yoksa bu iki aylık yolda; aç, susuz, çaresiz, perişan bir halde yürümek
zorunda kalırsın. Hem kaçak muamelesi görürsün." Der.
Şu adam, o tek altınını, bir define anahtarı kadar kıymetli olan bilete vermeyip
akılsızca ve ahlaksızca harcarsa yaptığı tarifsiz bir divaneliktir.
Hikayedeki yirmi dört altın, hakikatte bir gün içerisindeki yirmi dört saattir.
O bilet ise namazdır.
Bir saat beş vakit namaz için kafidir. Ebede doğru yürüyen insanın, sırf dünya
için yaratılmış bütün vaktini dünyaya sarf etmesi, ebed için hazırlanmaması,
aklı ve amacı varken sarhoşça bir deliliktir.
Her namaz kılan adam dier vakitleri de ibadet hükmüne geçebilir.
Namaz, sonradan veriliceklere önceden verilen bir ücret değil, önceden
verilenlere sonradan yapılan bir teşekkürdür.
İnsana namazı bitmiyor gösteren, ölümsüzlük kuruntusudur.
Sabah namazından sonra öğleyi kılacağını, sonra arkasından ikindi geleceğini
nefsin ve şeytânın ağzından dinleyen adam, sanki bir sonraki namaz vaktine
kadar yaşayacağı garantiymiş gibi düşünmektedir.
Evet, her ölüm iki namaz arasında gelir, kıldığı bir vakit namaz insanın son
namazı olabilir. Onun içindir ki, insan kıldığı her namazı "Son olabilir" diye kılmalı,
namazsız bir insan, secdesiz bir alın ve teşekkürsüz bir vicdan olarak gitmemeye
çalışmalıdır.
Bir kul için namaz "olmazsa olmaz" bir kıymettedir.
Verilen bunca nimetlere karşı Rabbine namaz yoluyla şükretmeyelim mi?
Eğer etmezsek çok nankörlük etmiş olmazmıyız?
"Her kıldığın namaz, son namazın olabilir"
O zaman seninde bu günün, bu anın son olabilir.
"Ya Bismillâh" de... Başla artık, başla ki âlemlerin Rabbi sana rahmet etsin.
Tutsun elinden seni huzur iklimine çıkarsın.
Yâ Rabbi, yardım et.
Yâ Rabbi, makbul kıl!
Yâ Rabbi, kabul et; biz sana geliyoruz.
Bizi senden ayırma...
A'mîn.
Ve's-Selâm.
Namaz Şart mı ? Kalbimizle Allâh'ı Sevmek Yetmez mi?
1 mesaj
• 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
![]() Kaynak göstermeden ve izinsiz kopyala-yapıştır yapanlara hakkımız helal değildir. Amacımız doğruyu doğru olarak sürdürmeye çalışmaktır. KLAVYE ÜRETİR, FARE TÜKETİR |
|
1 mesaj
• 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
Kimler çevrimiçi
Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


