Kur'ân Dili ve Duâ Dili Arapça

Kur'ân-ı Kerîm Meali, Tefsiri, Fihristi ile ilgili yazılarınızı buraya yazabilirsiniz.
Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 1133
Kayıt: Pzr Kas 16, 2008 9:14 am
Konum: Mersin
MesajGönderilme zamanı: Çrş Nis 15, 2009 2:09 pm
Kur’ân'ın, her türlü dış etkiden masun kalan ve nahiv lisanı olan arap diliyle gönderilmesinin sayısız hikmetleri vardır.

Bir ilahi kitap aynı anda bütün milletlerin dilinde gönderilemeyeceğine ve peygamber aynı anda bütün milletlerden çıkamayacağına göre bir dilin ve kavmin seçilmesi aklen zaruridir.

İkinci bir husus Kur’ânın arapça olmasını ve Hz.Peygamberin arap milletinden çıkmasını takdir eden Allâhtır. Allâh ise yaptıklarından dolayı kullara hesab vermez.

Bizi yaratan Allâh, Kur’ân-ı kerimi Arapça olarak bize göndermiş.
Elbetteki manasını öğrenmek için Türkçe, İngilizce gibi mealleri okumamız gerekir.
Ancak namaz ibadetinde okuduğumuzda mutlaka aslından orjinalini okumalıyız.
Çünkü onun aslı Arapça’dır. Allâh Kur’ân’ı Arapça olarak indirmiştir.
Tercümesi Kur’ân yerine geçemez.

Kur’ân-ı kerim'de altı yerde “Kur’ânen Arabiyyen” ifadesi geçer.
Yani Cenab-ı hak, Kur’ân-ı Kerim'i arapça olarak indirdiğini bildirir.
İbrahim suresinin 4. Ayetinin meali de şöyledir:
“Hak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik.
Sonra Allâh, dilediğini sapıklığında bırakır, dilediğini de doğru yola iletir.
Onun kuvveti her şeye galiptir ve o her şeyi hikmetle yapar.”

Örneğin; Bir çekirdeğin aslını bozarak parçalara ayırsak,
sonra da toprağa eksek ağaç olamayacaktır. Çünkü özellikleri kaybolmuştur.
Bunun gibi Kur’ân ayetleri, kelimeleri ve harfleri birer çekirdek gibidir.
Başka dillere çevrilince özelliğini kaybedeceği için Kur’ân olmayacaktır.

“Manasını anlamıyoruz”düşüncesine gelince,
ister aslıyla isterse mealleriyle Kur’ânın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak,
her Müslümanın görevidir. Zaten Kur’ân anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir.
İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın,
Kur’ânı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir.
Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır.
Örneğin,Dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır?
Dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir.
Kur’ân okumak da bunun gibidir.
Aklı Kur’ân'ın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca aklı anlamasa da ruhunun
diğer özellikleri onun manalarını alacaktır. Diğer taraftan Allâh Kur’ânın her harfine en az on sevap vereceğini söylüyor.
Meallerin mutlaka faydası var, ama Kur’ân yerine geçmeyeceği için,
Kur’ânın her harfinden alınan sevabını da alamayacaktır.

Peygamberimizin araplar içinden gönderilmesinin ve Kur’ânın arapça olmasının milliyetçilikle ilgisi yoktur. Çünkü İslam menfi milliyetçiliği yani ırkçılığı yasaklar.
Her millet ibadetler, haram-helaller ve Kur’ân'ın öngördüğü ahkam dışındaki muamelerinde kendi örf ve kültürüne göre hareket eder, kendi geleneklerini yaşar.
Diğer milletlerin arap kültürünü yaşama zorunluluğu yoktur.
Ama aynı dine mensup olmanın verdiği ilgiyle müslüman milletlerin birbirini etkilemesi tabiidir.

Araplardan başka farsça, hintçe, çince, uzakdoğu dilleriyle konuşan müslümanlar da,
biz türkler de müslüman oluşumuzdan bu yana Kur’ân'ı arapça olarak yazmış, o dille okumuşuz.
Zaten Kur’ân'ı başka bir dille yazmak mümkün olmadığı gibi, başka bir dille doğru olarak okumak da mümkün değildir. Çünkü Kur’ân harflerinin kendisine has özellikleri vardır.
Bu harflerin bazılarının karşılığı ve okunuş şekli başka dilin alfabelerinde mevcut değildir.
Söyleniş bakımından birbirine benzer harfler olsa da, mahreçleri (ağızdan çıkış yerleri)
itibariyle de farklıdır.
Mesela; Arapça için “lügat-ı dad” denir; yani Fatihâ sûresinin sonundaki “veleddâllin” deki “Dâd” harfi hiçbir lisanda bulunmamaktadır.
Bu harfin bulunduğu bir kelimeyi başka bir lisanın ifade etmesi mümkün değildir.

Mesela;Türkçede sadece “h” harfi yerine arapça'da üç çeşit “h” harfi vardır.
Noktasız “ha” noktalı hırıltılı “ha” ve ”he”. Aralarındaki farkı küçük bir misalle açıklayalım.
Noktasız "hâ" ile yazılan “mahluk”,
Noktalı hırıltılı "hıâ" ile yazılan “mahluk” ve "he" ile yazılan “mahluk”.
Her üçünün de türkçe de yazılışı ve okunuşu aynıdır.
Halbuki arapça’da birincisi tıraş edilmiş, ikincisi yaratılmış, üçüncüsü ise helak edilmiş anlamındadır.
İşte Kur’ân’ı latince yazıdan okuyan birisi bu farkları anlayamayacağından, sözgelimi Allâh’ın yaratmasından bahseden bir ayeti, farkına varmadan “tıraş etmek” veya “helak etmek” manasına okuyabilecektir.
Yine Kur’ân harflerinin içinde üç adet “ze” vardır.
Biri ince “ze”, biri peltek “zel”, diğeri de “zı” dır.
Türkçe deki “s” yerine üç harf bulunur. “sin, sad” ve peltek “se”.
Arapça'ya has bir harf vardır ki, o da “ayın” olarak okunan harftir.
Bu harf başka bir dilde pek bulunmamaktadır.

Şimdi Kur’ân harflerini bilmeyen bir kişi, yukarıdaki harfler türkçe ile yazıldığı zaman nasıl okuyacaktır?
Bu harfleri çıkaramadığı gibi, okuduğu kelime ve ayetler de birer Kur’ân kelimesi ve ayeti olmaktan uzak olmaz mı?

İşte latin harfleriyle yazılmış olan kur' an'ı daha bunlar gibi pek çok mahzurlardan dolayı doğru olarak okumak mümkün değildir.
Kur' an okumasını öğrenmek isteyen kimse ancak onu aslından okumak suretiyle öğrenebilir.
Böylece sıhhatli bir neticeye varmış olur.

Bu durumda kur' an'ın manası nasıl Allâh'tan gelmişse, lafzı, ifadesi ve yazılışı bakımından da ilahidir.
Kur’ân dendiği zaman hem onun arapça olarak okunan lafzı ve kelimeleri, hem de anlaşılan manası akla gelir ve hakikatte de öyledir.
Bu iki hususiyeti birbirinden ayırmak, farklı mütalaa etmek mümkün değildir.
Kur’ân ancak kendi lisanı üzerine okunabileceği için, sadece o lisanın kendi harfleriyle yazılır, o harflerle okunur.

Mesela;Çince bilmeyen bir Türk Çin'e gittiğinde, sokaklarda bir takım Çince sesler işitecek ve onlardan hiçbir şey anlamayacaktır.
Eğer bu sözler ezanın veya "Allâhü Ekber"in tercümesi ise, hiçbir şeyin farkına varamayacak ve mesela Cuma namazını kaçıracaktır.
(Çin'deki camiler, Türkiye'de minareleri ile kendini belli eden camilere hiç benzemez.)
Aynı şekilde Türkiye'den geçen Çinli bir Müslümanın, (Türkiye'deki Müslümanlar kendi dilleriyle ibadet ettikleri takdirde) dindaşlarıyla ortak hiçbir tarafı olmayacaktır.
Şu halde cihanşumul bir dinin bazı müşterek esasları olmalıdır. Bu konuda ezan ve kırâat, şüphesiz iki esas unsuru teşkil eder.
Beynelmilel kongre ve toplantılarda bu durumun bir örneği görülebilir.
Mesela, Birleşmiş Milletler'de herkes kendi lisanını değil, Fransızca ve İngilizce gibi müsaade edilen dilleri kullanır. Umumun menfaati için hususi menfaat feda edilir.

Namaz dışındaki duâda mü'mînin ihtiyaçlarını ve dileklerini Rabbine istediği dilde bildirmesi yasak değildir. Bu şahsi bir meseledir ve kulun, Halıkı ile olan vasıtasız münasebetleri ile ilgilidir.
Buna mukabil namaz, kollektif ve umumi bir ibadettir ve namaza iştirak eden diğer mü'minlerin ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.
Namaz, prensip olarak ve tercihen cemaatle kılınır; tek başına (ferdi olarak) kılınan namaza müsaade vardır, fakat asla tercih edilmez, tercih cemaatle kılınan namazadır.
Şayet, İslamiyet herhangi bir bölgenin, ırkın veya milletin dini olsaydı, hiç şüphesiz sadece bu bölgenin,
bu ırkın veya bu milletin dili kullanılabilirdi.
Fakat, bütün ırklardan ve dünyanın bütün noktalarında oturan ve her biri diğerleri tarafından anlaşılmayan yüzlerce dili konuşan mü'minlere sahip cihanşumul bir dinin icapları başka olacaktır.

İlk nazarda müminin, Allâh’ına anladığı bir dil ile kulluk etmesi daha tabii ve temenniye şayan görünüyor; bunun için de en iyi vasıta ana dilidir.
Fakat mesele incelendiğinde, farklı boyutlara ulaşmaktadır:
Her şeyden önce dua ile namaz arasında açık bir ayırım yapmak icabeder.

Meselenin diğer bir cephesi daha vardır: Hiçbir tercüme, asla orijinalinin yerini tutamaz. Burada şu noktayı bilhassa belirtelim ki, İslam'dan başka hiçbir din, peygamberine gönderilen vahyin orijinaline sahip değildir. Bütün Hristiyanların, Yahudilerin ve Mecusilerin sahip olduğu dini kitaplar, tercümeler, toplamalar, vs.dir.
Şunu da unutmayalım ki, namazda kullanılacak pek az kelime vardır.
Önce ezan ve kamet, sonra Allâhu Ekber, Sübhane rabbiye'l-azim, Sübhane rabbiye'l-a'la gibi ifadelerin yanı sıra Fatiha suresi ve iki kısa sure. Hepsi bir sahifeyi aşmaz. Ve bu kelimelerin ekseriyeti herkesçe bilinir, bütün Müslümanların dillerine geçmiştir. O derece ki, çocuk veya namaza yeni başlayan biri, onları manalarıyla birlikte ve kendisini zahmetsiz ve büyük bir gayret sarfetmeden öğrenir.
Bu ifadelerin manası bir defa öğrenilince, artık itiraza yer kalmaz. Dünya işleri için lügatlar dolusu yabancı kelimeyi ezberleyenler, ebedi saadetin reçetesi olan ibadetlerimiz için Allâh kelamından bir sayfalık ezberi fazla buluyorlarsa, şu gerçeği hatırlasınlar:
Allâh'ın, bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyaç duyanlar sadece bizleriz.

Ve's-Selâm...


Resim
Kanım Bayraktaki Kırmızı,
Kemiklerim Ayı Yıldızı,
Kalbim de Tek ALLÂH,
Dilimdedir "Lâ İlâhe İlallâh"

Kaynak göstermeden ve izinsiz kopyala-yapıştır yapanlara hakkımız helal değildir. Amacımız doğruyu doğru olarak sürdürmeye çalışmaktır.




KLAVYE ÜRETİR, FARE TÜKETİR


Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 404
Kayıt: Cmt Mar 14, 2009 10:59 am
MesajGönderilme zamanı: Çrş Nis 15, 2009 5:09 pm
Gönlüne sağlık can gardaşım.
Selam ve muhabbetle.
Kullanıcı avatarı
Genel Yetkili
Genel Yetkili
Mesajlar: 270
Kayıt: Cmt Mar 14, 2009 11:33 pm
MesajGönderilme zamanı: Çrş Nis 15, 2009 6:08 pm
Allah razı olsun Kartal Abi.
selam ve dua ile.
Onlar, Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah, kâfirler
hoş görmese bile; nûrunu tamamlayacaktır! ( Saff Suresi 8. ayet )

Dava ki Nûr-u HAKK! Tamamlanacak!
Karınca misali , taşımalı su!
Teslim olup, nefsten geçersek ancak
Semada bayraktır! Gönüllerde Hû!!
Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 1133
Kayıt: Pzr Kas 16, 2008 9:14 am
Konum: Mersin
MesajGönderilme zamanı: Prş Şub 04, 2010 5:53 pm

Bu konuda biraz daha durarak bazı örnekler vermek istiyorum.
Resim
Türkçede olmayan bu harflerin telaffuzları doğru yapılmazsa, kelime ve dolayısıyla cümlenin anlamı değişir
ve meramımızı ifade edememiş oluruz. Özellikle Arapçada (ث - س - ص) gibi birbirine
yakın sesler oldukça farklı anlamlar taşır : Mesela, "Kılıç" manâsına gelen "Seyf" (سيف) ile "yaz
mevsimi" manâsına gelen "Sayf" (صيف) doğru telaffuz edilmezse, bir birine karışır.
Meselâ;
"Yazın gelirim." yerine "Kılıçla gelirim." demiş oluruz. Bu da savaş meydanına gidiyor gibi gereksiz ve
saldırgan bir ifadeye döner :)
Birbirine yakın diğer bir grup sesler de (ذ - ز - ظ) sesleridir. Bu sesler Türkçeye "Z" harfi
olarak geçer. Halbuki, ( زكي ) "Temiz", ( ذكي ) "Zeki" kelimelerinde
olduğu gibi farklı anlamlar ifade etmektedir.

Arapçada harfleri yanlış telaffuz etmenin ne gibi fahiş yanlışlıklara yol açtığı şu örneklerde daha önce de
ifade ettiğimiz gibi daha açık bir şekilde görülmektedir.

حلق = Traş Etti

خلق = Yarattı

هلق = Yok Etti


Bu kelimeleri Türkçe olarak telaffuz etmeye kalkışırsak hepsini de "Heleke" diye telafuz
ederiz ki, bu da fahiş hatalara sebebiyet verir. Bu nedenle Arapçada harflerin telaffuzlarına
dikkat edilmelidir.

Bu konuda yazılarımıza fırsat buldukça devam etmeye çalışacağız.

Ve's-Selâm.

Resim
Kanım Bayraktaki Kırmızı,
Kemiklerim Ayı Yıldızı,
Kalbim de Tek ALLÂH,
Dilimdedir "Lâ İlâhe İlallâh"

Kaynak göstermeden ve izinsiz kopyala-yapıştır yapanlara hakkımız helal değildir. Amacımız doğruyu doğru olarak sürdürmeye çalışmaktır.




KLAVYE ÜRETİR, FARE TÜKETİR


Kullanıcı avatarı
Genel Yetkili
Genel Yetkili
Mesajlar: 270
Kayıt: Cmt Mar 14, 2009 11:33 pm
MesajGönderilme zamanı: Prş Şub 04, 2010 7:02 pm
Allâh râzı olsun inşaAllâh Abim.
inşaAllâh hakkıyla telaffuz edebilenlerden oluruz :( :(
Âmin.
Selâm ve duâ ile..
Onlar, Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah, kâfirler
hoş görmese bile; nûrunu tamamlayacaktır! ( Saff Suresi 8. ayet )

Dava ki Nûr-u HAKK! Tamamlanacak!
Karınca misali , taşımalı su!
Teslim olup, nefsten geçersek ancak
Semada bayraktır! Gönüllerde Hû!!
Kullanıcı avatarı
Yeni Yolcu
Yeni Yolcu
Mesajlar: 183
Kayıt: Cmt Tem 04, 2009 2:07 pm
MesajGönderilme zamanı: Pzt Mar 22, 2010 7:10 pm
Allah razı olsun değerli kardeşim
kuran okurken tecvid ve mahreç kaidelerine dikkat ediyoruz elham dülillah ,ama birde mağnalarını anlaya bilseydik ne güzel olurdu :)

Dön Kur'ân-ı Kerîm

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron