Anasayfa

Amacımız

Beğendiğim İlâhiler

Havâs ve Sırlar

Dosyalar | İndir

E-Kitaplar

Forum

Gizemli Tuzaklar

Görüntüler

Radyo & Sohbet Odası

Resimler

Sesli ve Yazılı Duâlar

Uyarı ve İkazlar

Vaazlar ve Hutbeler


«Bunca kesret kim zuhur etti eder bir noktadır.

Devredip ol nokta âhir buldu Âdem'de sebat.»

Cidden öyledir... Bu âlemde gördüğün bunca kesret bir noktanın tecelliyâtıdır. O nokta devrede ede Âdem'de mekin olmuştur. Mutasavvıfîn-i Kiram indinde Âdem (a.s.)'ın varlık hazînelerinin bekçi ve naibi oluşunun hikmeti, bildiklerini terk edip Hakk'ın bildirdiği şeylerden başkasını bilmeyip unutmasıdır.


Bu hikmet-i İlâhî bir sır olduğu gibi, «Göz, kulak, dil kapuların bağla muhkem bir zaman Ola kim Haktan yana gönlünden ola fethübân» Mânasını biraz açalım: «Bir zaman göz, kulak, dil kapılarına kapa ki, Cenâb-ı Hakk kendisine senin gönlünden bir kapı açsın» demektir.

Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Âdem (a.s.)'a ismini sordukta Âdem (a.s.) şu cevabı vermiştir:
— «Yarabbi ismimi bilmiyorum, esasen ben senin unutturduğun hiçbir şeyi bilemem. Onun için unutturmadığın şeyleri bilebilirim.»

Arif, Hak aşığı Fuzûlî de bu mânaya işaret eden bir beyitin de kinayeli enfes bir ifâdeyle şöyle der: «Öyle sermestim ki idrâk etmezem dünyâ nedir? Men kimem, saki ola kimdir mey ü sahbâ nedir?»

FUZÛLİ

Esasen bütün mesele kendini yok bilip Hakk'ta külliyen fâni olmaktadır. Kendini yok bilip Hakk'tan başkasını bilmemek öyle bir irfandır ki cümle ilm-ü irfan onda gizlidir... Hakikat-ı Muhammediye bir bakıma âşıksız ve mâşuksuz aşktır diye irfan ehli bu hakikata temas buyurmuşlardır. «Hazâin-i İlâhîyye (Allah hazînelerine) öylesine emîn bir mutemet olmuştur ki Âdem (a.s.) halifetullah yâni Hak Teâlâ Hz.'nin naibi yapmıştır. Böyle ilâhî bir nâibliğin sonucu Melâike-i Kirâm'a Âdem (a.s.)'a secde emrini vermiştir.
«Ebrüvânın kabe kavseynü ev ednâdır senin Sıdk ile bûs eyleyenler iâbi-i Kur'ân olur Mushaf dîdârın her kimsi inkâr eylese Tard olur dergâh-ı Hakk'tan mutlaka şeytân olur.»

Bu çok güzel ve arifane kıt'a üzerinde durursak neden dolayı İblîs'in yanlışlığa düşüp Hakk Kapısından kovulduğunu anlamış oluruz. Bugünün neslinin bu hakikati iyice anlaması için hem kıt'anın mânasını açıklayalım, hem de bu mâna ile ilgili tasavvufî malûmat verelim. Kıt'ada bahsedilen: «Ebrüvânın kabe kavseynü ev ednâdır senin» mısraında Yüce ALLAH kelâmına atıf vardır. Malûm olduğu üzere Resûl-i Kibriya Mİ'rac'da Zât-ı Hakk'a bir ok atımı yaklaşmıştır... Denilmek isteniyor ki: «Ey güzel, senin kaşların ve bilhassa iki kaşının arası kabe kavseyndir, Sen o kadar resb-i Hüdâsın. Onu ihlâs ve içtenlikle öperler, Kur'ân yoluna tutarlar. Bu suretle de esrâr-ı Kur'âniyyeye âşinâ olurlar. Senin mushâf-ı şerîf olan dîdârını (yüzünü) inkâr edenler İse Hak Teâlâ'nın kapısından kovulurlar, İblis gibi tard edilmişlerden olurlar...» Burada iki derin mâna birbirine girift olmuş durumdadırlar. Şimdi biri mecaz, diğeri hakikata taallûk eden bu mânalar üzerinde derinliğine biraz daha düşünelim!.. Mecazî meali şudur: «Bütün eşya mazhâr-ı Esmâ-ül Hüsnâdır, bu itibarla: Mecaza giriftar bir aştktanda o hüsnün menbat olan Hakk bir an gelir bütün hicabları kaldırır.» «Mecnûna sordular Leylâ ne oldu? Leylâ, Leylâ derken Mevlâyı buldu.» beytinin sırrı kadar diğer mânası ancak Seyrü sülük erbabınca malûm olup hakikati rabıta sırrına işarettir. Ebrüvân tâbirindeki erişilmez isabet ve incelik de buradadır. «Yâ eyyühelleziyne amenû künû maaş sâdıkin» âyet-i celîlesinin ledünnî meâliyle bütün ehl-i imâna anlatılmak istenmiştir. Yukarıda işaret ettiğimiz kaşlar ve kaşların ortası mürşid-i kâmilin vech-i mübarekine rabıtanın Hak Teâlâ'ya rabıta demek olduğunu işaret dahi bu sırda nümayândır. «Hüdâyı ten gözüyle görmek olmaz mürşidi seyret Cemâl-i mürşidi âyine kılkim olasın irşat.» mısraı; rabıtaya ehil olan bir kâmile rabıta etmek ol zât ak-desin rûh-ı külliye mazhariyeti itibariyle Âlemlerin Rabbinin kudretini mürşidle temaşadır...hakikatini dile getirmektedir.. Bu yönden derince düşünülür ise; kâmilin ebrüvânı kabe kavseyn olduğuna şüphe kalmaz. Yukarıda zikrettiğimiz «Ebrüvânın kabe kasveynü ev ednâdır senin» sırrı aşikâr olur. Ki bu sırra agâh olmayanların, gaflette olanların, hele hele muannit tasavvuf münkirlerinin ne kadar vahîm bir dalalet içersinde bulundukları da kolayca anlaşılır... Hatırlayalım ki İblis de inkâr'a düşüp HakTeâlâ'nın emirlerini birbirine karıştırıp Âdem (a.s.)'a secde etmediğinden mat-rudînden (küfr ehlinden) olmuştu. Bunun gibi mürşidin, ratıba-i Hüdâ demek olan vech-i mü-barekini inkâr eden muannidîn de lain iblis'İn oyuncağı olarak onun seviyesine inebilir...ki, bizlere düşen bu gibi mevzularda dikkatli olmak, yalnışlığa düşmekten ALLAH'a sığınmak... Yüce Hakk'tan (c.c.) idrâkimizi artırmasını niyaz etmektir.

Cinler ve Ruhsal Varlıklar

Huddâmlar ve Ruhâniler

Kur'ân-ı Kerîm ve Kutsal Kitaplar

Abdest ve Namâz

Ramazân Ayı ve Oruç

Zekat ve Sadaka

Hac ve Umre

Kurban ve Kurban Bayramı

Dört Büyük Halife

Hak Mezhepler

Âlimlerimiz

Spor ve Sağlık

Atletizm Egzersizleri

havass47@msn.com

Destekleyen www.hakikatyolcusu.com